BİR SONUÇ DEĞİL, BİR YOL AYRIMI
KARNE GÜNÜ
Bugün, 2025-2026 eğitim-öğretim yılının ilk
yarısını geride bırakmanın sakinliğiyle durup nefes aldığımız bir eşiğin
üzerindeyiz. Bu eşikte yalnızca öğrenciler yok. Sabırla yol gösteren
öğretmenler, çoğu zaman görünmeden ama daima hissedilen destekleriyle veliler
de bu anın asli parçası. Karne günü, bu yönüyle bireysel bir değerlendirme
olmaktan çok, eğitimin bütün paydaşlarının birlikte durup kendine baktığı ortak
bir duraktır.
Eğitim, çoğu zaman yanlış bir biçimde yalnızca
bilgi aktarımı olarak algılanır. Oysa eğitim, daha derin ve daha zahmetli bir
inşa sürecidir: karakterin, iradenin ve anlam duygusunun sabırla örülmesidir.
Öğrenci yürür, öğretmen yol gösterir, aile ise bu yolun güvenli ve anlamlı kalmasını
sağlar. Karne günü, işte bu uzun yürüyüşün bir anıdır. Varılan bir son değil;
yönün yeniden tayin edildiği bir kavşaktır.
Bu kavşakta duranların sayısı az değildir. Millî
Eğitim Bakanlığının paylaştığı veriler, 2025-2026 eğitim-öğretim yılında
yaklaşık 18 milyon öğrencinin, 1,2 milyon öğretmenin ve 74 bini aşkın okulun
aynı anda bu yolculuğun içinde olduğunu göstermektedir. Ancak bu rakamlar, salt
istatistik değildir. Her biri bir sınıfa, bir sıraya, bir deftere ve çoğu zaman
sessizce kurulan bir hayale karşılık gelir. Eğitim dediğimiz büyük yürüyüş,
işte bu kalabalık ama anlamlı adımlarla sürmektedir.
Bu yıl aynı zamanda Türkiye Yüzyılı Maarif
Programı’nın ikinci yılıdır. Program, bilgiyi merkeze alırken insanı ihmal
etmeyen; beceriyi önemserken değeri göz ardı etmeyen bir anlayışı
kurumsallaştırma iddiası taşımaktadır. Akademik başarıyı ahlaki duruştan,
zihinsel gelişimi vicdani olgunluktan ayırmayan bu yaklaşım, karneye bakışımızı
da yeniden düşünmemizi zorunlu kılar. Çünkü karne, yalnızca ölçmenin değil;
anlamanın da aracı olmak zorundadır.
Tatil dönemi çoğu zaman yalnızca bir “ara verme”
olarak görülür. Oysa bu zaman dilimi, yaşanan süreci sakince değerlendirmek ve
insanın kendisiyle yeniden temas kurması için kıymetli bir fırsattır.
Bakanlığın sunduğu EBA, MEBİ vb. platformlar, bu süreçte öğrencilerin hem
akademik hem de kişisel gelişimlerini destekleyen içeriklerle
zenginleştirilmiştir. Ancak asıl mesele, bilgiyi tüketmek değil; onu
anlamlandırabilmek, sorumlulukla kullanabilmektir.
“Türkiye Yüzyılı” vizyonunun merkezinde; ahlaklı,
erdemli, kendi medeniyet köklerine vâkıf, dünyayı tanıyan ve düşünce üretme
cesareti taşıyan kuşaklar yetiştirme hedefi yer alır. Bu hedef, sınav
sonuçlarıyla sınırlı değildir. Tutumla, duruşla ve değerlerle anlam kazanır.
Karne de tam bu noktada önemlidir. Çünkü karne, notların toplamından ibaret
değil; öğrencinin bir dönem boyunca gösterdiği çabanın, sabrın ve içsel
gelişimin sessiz bir özetidir.
Eğitimi derin bir ahlak ve ruh temeline oturtan
Nurettin Topçu, bugün hâlâ yolumuzu aydınlatan güçlü bir düşünce kaynağıdır.
Ona göre eğitim, insanı yalnızca bilen değil; olgunlaşan bir varlık hâline
getirmelidir. Topçu’nun şu sözleri bu bakışı berraklaştırır:
“Eğitim, insan ruhunu yücelten, onu erdemli ve ahlaklı kılan bir süreçtir.”
Ve uyarısını ekler:
“Ahlaktan yoksun bir ilim, insanı yükseltmez; onu yalnızca güçlendirir.”
Bu yaklaşım, karne gününü sayılara sıkıştırmayan;
insanı merkeze alan bir değerlendirme anlayışını işaret eder. Öğrencinin
yalnızca ne bildiğini değil, nasıl bir insan olma yolunda ilerlediğini de
görmeyi önerir.
Uzmanlar da karne gününün çocukların iç dünyasında
derin izler bırakabileceğine dikkat çeker. Bu nedenle ailelerin sergilediği
tutum, çoğu zaman notlardan daha belirleyici hâle gelir. Çabanın fark edilmesi,
yapıcı geri bildirim verilmesi, kıyaslamadan kaçınılması ve sevgi dilinin
korunması; öğrencinin özgüvenini ve öğrenme isteğini besleyen temel
unsurlardır.
Unutmamak gerekir ki her çocuk kendi hızında yürür,
kendi yolunu arar. Karne, bu yolculukta nerede durduğumuzu gösteren bir
işarettir; kim olduğumuzu belirleyen bir hüküm değildir. Eksikler de görünür
olur, başarılar da. Fakat asıl mesele, bu görünürlükten sonra hangi istikametin
seçileceğidir.
Karne günü, yargılamak için değil; anlamak için
vardır. Yaklaşık 18 milyon öğrencinin, 1,2 milyon öğretmenin ve on binlerce
okulun ortak hikâyesinde karne, yalnızca bir ara duraktır. Ailelerin,
öğrencilerin ve öğretmenlerin birlikte durup düşünmesi; eksikleri
soğukkanlılıkla görmesi ve geleceğe umutla bakması için bir imkândır.
Karne, bir dönemin özetidir.
Asıl hikâye ise bundan sonra nasıl devam edeceğimizdir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder