30 Aralık 2025 Salı

EZANI BEKLERKEN

BİR SESİN EŞİĞİNDE

Mustafa Kutlu’nun Ezanı Beklerken’i Üzerine

Bazı kitaplar vardır; okunmaz, beklenir.
Sayfaları çevrilmez; içinden geçilir.

Mustafa Kutlu’nun Ezanı Beklerken adlı eseri, tam da böyle bir kitaptır. Bir hikâye kitabı gibi durur ama aslında bir duraktır, bir eşiktir, bir iç muhasebe vaktidir. Mustafa Kutlu bu kitapta yüksek sesle konuşmaz. Okurunu ikna etmeye, acele ettirmeye kalkmaz. Tam tersine, onu yavaşlatır. Çünkü bu metin, koşarak değil; durarak, bekleyerek, susarak anlaşılır.

Ezanı beklemek, yalnızca bir vakti kollamak değildir.
Bu, dağılmış olanı toplama hâlidir.
Savrulmuş olanı hizaya getirme çabasıdır.

Mustafa Kutlu’nun hikâyesinde modern hayatın gürültüsü içinde yönünü kaybetmiş insan, bir sesin eşiğinde durur. Ne bütünüyle kopabilmiştir hayattan, ne de tam anlamıyla dönmüştür hakikate. Arada kalmıştır. Ve bu “arada oluş”, Mustafa Kutlu’nun asıl hikâye mekânıdır.

Sirkeci’de Bir Durak: Yeni Hayâl Oteli

Hikâyenin geçtiği mekân rastgele seçilmez: Sirkeci, Yeni Hayâl Oteli.

Ama burası sinema klişelerindeki gibi karanlık, kasvetli, umutsuz bir yer değildir. Hırlının, hırsızın cirit attığı bir ara mekân hiç değildir. Tam tersine, yaşayan, nefes alan, hatırlayan bir mekândır burası. Emekli albaylar, eski milletvekilleri, öğretmenler, imamlar, avukatlar… Her biri yolun sonuna yaklaştığını bilir ama hâlâ yapılacak bir şeyler olduğuna da inanır.

Otelin lobisindeki canlı çiçekler, pencere önündeki Afrika menekşeleri boşuna değildir. Otelin sahibi Hâdi Bey’e göre çiçek açmalı, ağaç meyve vermelidir. Yapay olanın değil, canlı olanın tarafındadır Mustafa Kutlu. Onun dünyasında hayat, bütün yorgunluğuna rağmen hâlâ güzeldir. Ve güzellik, direnişin en sessiz ama en kalıcı biçimidir.

Yeni Hayâl Oteli bir mekândan çok bir hâli temsil eder:
Hayattan vazgeçmemiş ama onunla da uzlaşmamış insanların durağıdır burası.

Beklemek: Unutulmuş Bir İbadet

Ezanı Beklerken, hız çağında yazılmış bir yavaşlık kitabıdır.
Mustafa Kutlu, çağın “şimdi” ve “hemen” diyen diline karşı, neredeyse fısıltıyla şunu söyler:

-Bazı hakikatler aceleye gelmez.

Bu kitapta büyük trajediler yoktur. Küçük sapmalar, sessiz pişmanlıklar, içten içe büyüyen eksiklikler vardır. Çünkü Mustafa Kutlu’nun derdi dramatik kırılmalar üretmek değil; hayatın içindeki aşınmayı göstermektir. Modern insanın imanını nasıl yitirdiğini değil, nasıl gevşettiğini anlatır.

İnsan, durduğu yerde kendini fark eder.
Ezan gelmeden önceki o kısa sessizlik gibi…
Ne tam gündüzdür ne gece.
Ne tam dünyadır ne de bütünüyle ahiret.

Mustafa Kutlu, insanı tam bu aralıkta yakalar.

53 Yüz, 53 Hikâye: Bir Toplumun Sessiz Panoraması

Ezanı Beklerken, sadece bir ana hikâyenin etrafında örülmüş değildir. Mustafa Kutlu bu eserde 53 karaktere yer verir. Bu sayı, teknik bir kalabalık değil; bilinçli bir tercih, ahlâkî bir duruştur.

Her bir karakter, bu toplumun bir yerinden tutar hikâyeyi. Kimi emekliliğin eşiğinde durmuş bir yorgunlukla, kimi geçmişin hatıralarıyla, kimi de geleceğe dair hâlâ diri bir ümitle… Mustafa Kutlu’nun kahramanları “olağanüstü” değildir; bilakis fazlasıyla tanıdıktır. Onları sokakta, camide, otobüs durağında, bir eski otel lobisinde görmüşüzdür.

Bu 53 karakter, bir roman kalabalığı gibi konuşmaz. Her biri kendi sessizliğiyle vardır. Kimisi bir cümleyle, kimisi bir bakışla, kimisi sadece bekleyerek yer alır metinde. Kutlu, burada bize şunu hatırlatır:

Toplum dediğimiz şey, bağıranlardan değil; bekleyenlerden oluşur.

Bu çokluk, hikâyeyi dağıtmaz; aksine derinleştirir. Çünkü Ezanı Beklerken, tek bir insanın değil, bir hâlin hikâyesidir. Ve bu hâl, ancak çok sesle ama alçak bir tonda anlatılabilir.

Muhabbet Kapısı: Fikirden Harekete

Yeni Hayâl Oteli’nin bir odasında, her Perşembe gecesi açılan “Muhabbet Kapısı”, kitabın kalbidir. Burada tekke musikisi icra edilir, ilahiler ve türküler söylenir. Ama asıl olan sohbettir. Memleket konuşulur. İnsan konuşulur. Sorumluluk konuşulur.

Bu sohbetler Hâdi Bey’in içinde bir hareket arzusu uyandırır. Sadece konuşmak yetmez artık. Yazmak, üretmek, iz bırakmak gerekir. “Memleket bizden hizmet bekliyor” cümlesi, bu hikâyenin vicdan cümlesidir.

Mustafa Kutlu burada çok açık bir şey söyler:
Düşünce, harekete dönüşmüyorsa eksiktir.
Bekleyiş, eylemsiz bir kabulleniş değil; hazırlıktır.

Modern Hayat, Linç ve Küçük Gevşemeler

Mustafa Kutlu’nun modern hayata itirazı sloganlı değildir. Sessizdir ama derindir. Oyuncu Mehlikâ Deniz İnci üzerinden günümüz linç kültürünü, ödül mekanizmalarını, sahte devrimleri incelikle açar.

İnsanlar artık büyük ideallere değil, anlık pozisyonlara göre saf tutar. Ödüller, ilkelerden daha yüksek sesle konuşur. İnanç, inkârla değil; ihmalle çözülür.

Bu yüzden ezan, bir çağrıdan çok bir hatırlatmadır:
“Neredesin?”
“Ne yapıyordun?”
Ve belki de en önemlisi:
“Hâlâ geç değil.”

Kanaat, Toprak ve Dönüş İmkânı

Mustafa Kutlu’nun metinlerinde toprak hep vardır. Çünkü toprak, kanaatin evidir. Ezanı Beklerkende bu özlem güçlüdür ama romantik değildir. Dönüş kolay değildir. Hatta belki mümkün bile değildir. Ama yöneliş mümkündür.

Kanaat Ekonomisi (Mustafa Kutlu’nun Ekonomi Modeli) de bu yüzden bir ütopya değil; bekleyen bir imkândır. Zamanını kollayan bir hakikat gibidir.

Ezan Gelince

Ezanı Beklerken, okuru bir karara zorlamaz.
Ama onu kendi iç sesinin eşiğine getirir.
Ve orada yalnız bırakır.

Kitap bittiğinde insan şunu sorar kendine:
Ben neyi bekliyorum?

Bir fırsatı mı, bir dönüşü mü,
yoksa sadece bir sesi mi?

Belki de Mustafa Kutlu’nun asıl söylediği şudur:
Ezan her zaman okunur.
Asıl mesele, onu bekleyecek hâlimizin olup olmadığıdır.

Çünkü bazı bekleyişler vardır;
insanı yeniden insan eder.
Ve bazı sesler vardır;
duyulmazsa hayat eksik kalır.

 

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder