25 Aralık 2025 Perşembe

TDK YILIN (2025) KELİMESİ

 

YILIN KELİMESİ Mİ, YILIN VİCDANI MI?

Türk Dil Kurumu’nun bu yıl için önerdiği kelimeler, bir seçkiden çok bir muhasebe defteri gibi duruyor: Dijital vicdan, vicdani körlük, çorak, merhametsiz eylem, tek tipleşme.

Bunlar süslenmiş kavramlar değil; çağın alnına kazınmış kısa ama ağır cümlelerdir. Her biri, modern insanın aynaya bakmaktan kaçtığı bir yerden seslenir. Kelimeler bu kez açıklamak için değil, uyandırmak için buradadır.

X ve Y kuşakları bu kelimeleri duyduğunda belki de şunu hissetmeli:
Biz bu kavramları yaşadık, ama adını koymayı ihmal ettik.

Z kuşağı ise bu kelimeleri okurken şunu bilmeli:
Bu kavramlar senin geleceğinle ilgilidir; çünkü bu çağın yükü, senin omuzlarına doğru ilerliyor.

Bizim medeniyetimizde kelime, yalnızca bir ses değil; emanettir. Söz, sahibini bağlar; insanı ele verir. Nurettin Topçu’nun ifadesiyle, “Söz, ahlâkın dışa taşmış hâlidir.”
Bu yüzden mesele “yılın kelimesi”ni seçmek değil; kelimelerin bizi hangi hakikate çağırdığıdır. Çünkü bazı yıllar vardır; kelimeler yalnızca tanımlamaz, hesap sorar.

Mehmet Âkif’in mısralarında yankılanan o büyük uyarı hâlâ geçerlidir:

“Sahipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.”

Bugün kelimeler sahipsizse, bunun bedelini vicdan öder.
Ve bu bedel, kuşak farkı tanımaz.

Dijital Vicdan: Bildirimlere Sıkışmış Merhamet

“Dijital vicdan” ilk bakışta umutlu bir tamlama gibi durur. Sanki teknolojiyle birlikte vicdan da hız kazanmış, daha çok kişiye ulaşmış gibidir. Oysa biraz durup bakınca şunu fark ederiz: Dijital vicdan çoğu zaman duyarlılığın hızlandırılmış hâli, merhametin ise seyreltilmiş bir gölgesidir.

Eskiden hasta ziyareti, kapıyı çalmayı gerektirirdi. Elin boş gitmemesini, hâl hatır sormayı, sessizce oturmayı… Şimdi bir “geçmiş olsun” mesajı yetiyor. Komşuluk, bir kap yemekle kurulur; bugün bir “hikâye beğenisi” ile geçiştiriliyor.

X ve Y kuşakları için bu, geleneğin ekrana taşınmasıdır.
Z kuşağı içinse daha derin bir risk vardır: Geleneğin yaşanmadan paylaşılması.

Bir tuşa basarak tebrik ediyor, bir emojiyle başsağlığı diliyoruz. Düğünler çevrim içi davetle, bayramlar toplu mesajla, yaş günleri otomatik bildirimle hatırlanıyor. Sezai Karakoç’un ifadesiyle bu, “acıya dokunmadan acıdan söz etme” hâlidir.

Oysa bizim kültürümüzde merhamet, yakın durmayı ister. Bayram, el öpmeden; düğün, omuz vermeden; müjde, yüz yüze sevinmeden eksik kalır.

Mehmet Âkif’in dünyasında merhamet, romantik bir duygu değil; yük alan bir ahlâktır. “Ağlarım ağlatamam; hissederim söyleyemem” derken, kelimenin bittiği yerde sorumluluğun başladığını hatırlatır.

Z kuşağına düşen belki de şudur:
Vicdanını sadece görünür kılma; yaşanır kıl.

Çünkü gerçek vicdan, insanı konforundan eder. Dijital olan her şey gibi dijital vicdan da hızlıdır; ama hız, hikmet üretmez. Hikmet, beklemeyi, sabretmeyi ve bedel ödemeyi ister.

Vicdani Körlük: Kalbin Gözünü Kaybetmek

Eğer bir çağın kelimesi “vicdani körlük”se, bu artık bireysel bir arıza değil; toplumsal bir hâldir. Görmemeyi öğrenmiş gözlerden, duymamayı alışkanlık hâline getirmiş kalplerden söz ediyoruz.

Nurettin Topçu bu hâli “iradenin felci” olarak tanımlar. Kötülüğü sevmekten daha tehlikelisi, ona alışmaktır.

Eskiden bir cenaze, mahallenin ortak yüküydü. Bugün sessiz bir mesaj, bazen de hiç gönderilmeyen bir bildirim… Acı çoğaldı ama temas azaldı. Çokluk, duyarsızlığı; tekrar, körlüğü doğurdu.

Sezai Karakoç’un “kalbin pas tutması” dediği şey tam da burada başlar. Kalp, korunmak için değil; kaçmak için kapanır. Oysa kaçılan her acı, bir gün istikamet kaybı olarak geri döner.

Çorak: Kalbin İklimi Bozulduğunda

“Çorak” yalnızca bir coğrafya değildir; bir ruh iklimidir. İnsan içten kuruduğunda, dış dünya ne kadar parlak olursa olsun anlam yitirir. Kelimeler kurur, ilişkiler sertleşir, merhamet toprağı çatlar.

Eskiden bayramlar kalbi sulardı; şimdi takvim hatırlatıyor ama gönül dolmuyor. Tebrikler çoğaldı ama sevinç derinleşmedi. Nurettin Topçu’nun dediği gibi, “hareket var ama yön yok.”

X ve Y kuşakları çok koştu;
Z kuşağı ise hızın ortasında istikamet arıyor.

Eğitim çoraklaşırsa bilgi artar ama hikmet eksilir. Şehir çoraklaşırsa binalar yükselir ama insanlar küçülür. Çoraklık gürültüyle gelmez; sessizce yayılır. Ve önce vicdanı susuz bırakır.

Merhametsiz Eylem: Haklı Ama Hakkaniyetsiz

Çağımızın en tehlikeli yanılgılarından biri şudur:
Haklı olmak, merhameti gereksiz kılar sanmak.

Oysa bu toprakların irfanında hak, merhametten koparıldığında zulme dönüşür. Nurettin Topçu’nun ısrarla vurguladığı gibi, adalet yalnızca kanunla değil; ahlâkla ayakta durur.

Merhametsiz eylem sonuç üretir ama şahsiyet inşa etmez. Sezai Karakoç’un uyarısı nettir:
“İnsanı inciten hakikat, hakikat olmaktan uzaklaşır.”

Z kuşağı için belki de en hayati pusula budur:
Doğru olmak yetmez; insan kalmak gerekir.

Tek Tipleşme: Kalabalık Ama Yalnız

Tek tipleşme, yalnızca kıyafetle ya da fikirle ilgili değildir. Asıl tehlike, duygu tek tipleşmesidir. Herkesin aynı şeyi paylaşması ama kimsenin gerçekten yaşamaması…

Eskiden bayram, herkes için aynı sevinç değildi; ama herkes için ortak bir hatıraydı. Şimdi herkes aynı kareyi paylaşıyor ama aynı duyguyu yaşamıyor.

Sezai Karakoç’un dediği gibi insan, bir kalıp değil; bir yolculuktur. Nurettin Topçu’nun ifadesiyle, cemiyet olur ama cemaat olmaz.”

Z kuşağına düşen belki de şudur:
Kendin olmayı savunurken, bağ kurmayı unutmamak.

  Vicdan Nerede Yeniden Başlar?

Belki de bu yılın kelimesi tek bir sözcük değil; bu kelimelerin birlikte söylediği cümledir:

Vicdan yoruldu.

Ama bizim medeniyetimizde yorgunluk, son değildir. Sezai Karakoç’un diriliş çağrısı hâlâ kulaklarımızdadır:
“İnsanlığın yeniden ayağa kalkması, vicdanın ayağa kalkmasıyla mümkündür.”

X ve Y kuşakları için bu, hatırlama çağrısıdır.
Z kuşağı içinse bir istikamet teklifidir.

Sözün hâlâ bir gücü, geleneğin hâlâ bir nefesi, merhametin hâlâ bir imkânı vardır.
Yeter ki kelimeleri sadece yazmayalım; yaşayalım.

Belki de bu yıl kendimize sormamız gereken soru şudur:
Hangi kelimenin içinde yaşıyoruz ve hangisini yitirdik?

Eğer cevap merhametse,
yılın kelimesi çoktan seçilmiştir.

Biz fark etmesek de.

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder