BİR SESİN EŞİĞİNDE
Mustafa
Kutlu’nun Ezanı Beklerken’i Üzerine
Bazı kitaplar vardır; okunmaz, beklenir.
Sayfaları çevrilmez; içinden geçilir.
Mustafa Kutlu’nun Ezanı Beklerken adlı
eseri, tam da böyle bir kitaptır. Bir hikâye kitabı gibi durur ama aslında bir
duraktır, bir eşiktir, bir iç muhasebe vaktidir. Mustafa Kutlu bu kitapta
yüksek sesle konuşmaz. Okurunu ikna etmeye, acele ettirmeye kalkmaz. Tam
tersine, onu yavaşlatır. Çünkü bu metin, koşarak değil; durarak, bekleyerek,
susarak anlaşılır.
Ezanı beklemek, yalnızca bir vakti kollamak
değildir.
Bu, dağılmış olanı toplama hâlidir.
Savrulmuş olanı hizaya getirme çabasıdır.
Mustafa Kutlu’nun hikâyesinde modern hayatın
gürültüsü içinde yönünü kaybetmiş insan, bir sesin eşiğinde durur. Ne bütünüyle
kopabilmiştir hayattan, ne de tam anlamıyla dönmüştür hakikate. Arada
kalmıştır. Ve bu “arada oluş”, Mustafa Kutlu’nun asıl hikâye mekânıdır.
Sirkeci’de Bir
Durak: Yeni Hayâl Oteli
Hikâyenin geçtiği mekân rastgele seçilmez: Sirkeci,
Yeni Hayâl Oteli.
Ama burası sinema klişelerindeki gibi karanlık,
kasvetli, umutsuz bir yer değildir. Hırlının, hırsızın cirit attığı bir ara
mekân hiç değildir. Tam tersine, yaşayan, nefes alan, hatırlayan bir mekândır
burası. Emekli albaylar, eski milletvekilleri, öğretmenler, imamlar, avukatlar…
Her biri yolun sonuna yaklaştığını bilir ama hâlâ yapılacak bir şeyler olduğuna
da inanır.
Otelin lobisindeki canlı çiçekler, pencere önündeki
Afrika menekşeleri boşuna değildir. Otelin sahibi Hâdi Bey’e göre çiçek açmalı,
ağaç meyve vermelidir. Yapay olanın değil, canlı olanın tarafındadır Mustafa
Kutlu. Onun dünyasında hayat, bütün yorgunluğuna rağmen hâlâ güzeldir. Ve
güzellik, direnişin en sessiz ama en kalıcı biçimidir.
Yeni Hayâl Oteli bir mekândan çok bir hâli temsil
eder:
Hayattan vazgeçmemiş ama onunla da uzlaşmamış insanların durağıdır burası.
Beklemek:
Unutulmuş Bir İbadet
Ezanı Beklerken, hız çağında yazılmış bir yavaşlık kitabıdır.
Mustafa Kutlu, çağın “şimdi” ve “hemen” diyen diline karşı, neredeyse
fısıltıyla şunu söyler:
-Bazı
hakikatler aceleye gelmez.
Bu kitapta büyük trajediler yoktur. Küçük sapmalar,
sessiz pişmanlıklar, içten içe büyüyen eksiklikler vardır. Çünkü Mustafa Kutlu’nun
derdi dramatik kırılmalar üretmek değil; hayatın içindeki aşınmayı
göstermektir. Modern insanın imanını nasıl yitirdiğini değil, nasıl
gevşettiğini anlatır.
İnsan, durduğu yerde kendini fark eder.
Ezan gelmeden önceki o kısa sessizlik gibi…
Ne tam gündüzdür ne gece.
Ne tam dünyadır ne de bütünüyle ahiret.
Mustafa Kutlu, insanı tam bu aralıkta yakalar.
53 Yüz, 53 Hikâye:
Bir Toplumun Sessiz Panoraması
Ezanı Beklerken, sadece bir ana hikâyenin etrafında örülmüş değildir. Mustafa Kutlu
bu eserde 53 karaktere yer
verir. Bu sayı, teknik bir kalabalık değil; bilinçli bir tercih, ahlâkî bir
duruştur.
Her bir karakter, bu toplumun bir yerinden tutar
hikâyeyi. Kimi emekliliğin eşiğinde durmuş bir yorgunlukla, kimi geçmişin
hatıralarıyla, kimi de geleceğe dair hâlâ diri bir ümitle… Mustafa Kutlu’nun
kahramanları “olağanüstü” değildir; bilakis fazlasıyla tanıdıktır. Onları
sokakta, camide, otobüs durağında, bir eski otel lobisinde görmüşüzdür.
Bu 53 karakter, bir roman kalabalığı gibi konuşmaz.
Her biri kendi sessizliğiyle vardır. Kimisi bir cümleyle, kimisi bir bakışla,
kimisi sadece bekleyerek yer alır metinde. Kutlu, burada bize şunu hatırlatır:
Toplum dediğimiz şey, bağıranlardan değil;
bekleyenlerden oluşur.
Bu çokluk, hikâyeyi dağıtmaz; aksine derinleştirir.
Çünkü Ezanı Beklerken, tek bir insanın değil, bir hâlin hikâyesidir.
Ve bu hâl, ancak çok sesle ama alçak bir tonda anlatılabilir.
Muhabbet Kapısı:
Fikirden Harekete
Yeni Hayâl Oteli’nin bir odasında, her Perşembe
gecesi açılan “Muhabbet Kapısı”, kitabın kalbidir. Burada tekke musikisi icra
edilir, ilahiler ve türküler söylenir. Ama asıl olan sohbettir. Memleket
konuşulur. İnsan konuşulur. Sorumluluk konuşulur.
Bu sohbetler Hâdi Bey’in içinde bir hareket arzusu
uyandırır. Sadece konuşmak yetmez artık. Yazmak, üretmek, iz bırakmak gerekir. “Memleket bizden hizmet bekliyor”
cümlesi, bu hikâyenin vicdan cümlesidir.
Mustafa Kutlu burada çok açık bir şey söyler:
Düşünce, harekete dönüşmüyorsa eksiktir.
Bekleyiş, eylemsiz bir kabulleniş değil; hazırlıktır.
Modern Hayat, Linç
ve Küçük Gevşemeler
Mustafa Kutlu’nun modern hayata itirazı sloganlı
değildir. Sessizdir ama derindir. Oyuncu Mehlikâ Deniz İnci üzerinden günümüz linç
kültürünü, ödül mekanizmalarını, sahte devrimleri incelikle açar.
İnsanlar artık büyük ideallere değil, anlık
pozisyonlara göre saf tutar. Ödüller, ilkelerden daha yüksek sesle konuşur.
İnanç, inkârla değil; ihmalle çözülür.
Bu yüzden ezan, bir çağrıdan çok bir hatırlatmadır:
“Neredesin?”
“Ne yapıyordun?”
Ve belki de en önemlisi:
“Hâlâ geç değil.”
Kanaat, Toprak ve
Dönüş İmkânı
Mustafa Kutlu’nun metinlerinde toprak hep vardır.
Çünkü toprak, kanaatin evidir. Ezanı Beklerken’de bu özlem güçlüdür ama romantik değildir. Dönüş kolay değildir.
Hatta belki mümkün bile değildir. Ama yöneliş mümkündür.
Kanaat Ekonomisi (Mustafa Kutlu’nun Ekonomi Modeli) de bu yüzden bir ütopya değil;
bekleyen bir imkândır. Zamanını kollayan bir hakikat gibidir.
Ezan Gelince
Ezanı Beklerken, okuru bir karara zorlamaz.
Ama onu kendi iç sesinin eşiğine getirir.
Ve orada yalnız bırakır.
Kitap bittiğinde insan şunu sorar kendine:
Ben neyi bekliyorum?
Bir fırsatı mı, bir dönüşü mü,
yoksa sadece bir sesi mi?
Belki de Mustafa Kutlu’nun asıl söylediği şudur:
Ezan her zaman okunur.
Asıl mesele, onu bekleyecek hâlimizin olup olmadığıdır.
Çünkü bazı bekleyişler vardır;
insanı yeniden insan eder.
Ve bazı sesler vardır;
duyulmazsa hayat eksik kalır.